Başarı için 3 Adım

Bloğumdaki ilk gönderi için biraz sert bir konu oldu ama çok doğru bir başlangıç olduğuna inanıyorum. Öyle ki, bugüna kadar ilgi alanım olan, kişisel olarak uğraştığım, merak edip araştırdığım her alan ve konu bir şekilde başarılı olmak ile ilgili veya bir şekilde bağlantılı. Bu yüzden de burada paylaşacağım her gönderinin temelinde bu konu var. Kaçınılmaz olarak da temelden başlamak, üzerine bir yapı inşaa edilmeden önce birincildir.

İnternette başarı ile ilgili çok sayıda yazılı ve görsel içerik mevcut. Ben de çokça okuyup izledim. Başarı konusunda insanları etkileyen ve yön veren kişilerin kitaplarını da okumaya çalıştım ve karşıma çıktıkça okumaya devam ederim. İlerki zamanlarda kitap incelemeleri de yapmayı düşündüğüm için, şimdilik uzun uzun bu kaynakları listelemiyorum. Asıl konumuza dönecek olursak, bu web siteleri veya kitaplarda bahsedilen maddeleri değil de, kendi tecrübelerimle elde ettiğim çıkarımları aktarmak istiyorum.

Önce başarının benim için tanımıyla başlayalım: Büyük veya küçük ne olursa olsun, hedefine ulaşmak bana göre başarıdır. Bu dünya boks şampiyonluğu da olabilir, topu ayağında 3 kez sektirebilmek de olabilir. Kişiye göre değişkenlik gösterir. Bir kişi 9. senfoniyi aralıksız ve hatasız çaldığında hedefine ulaşmış olabilir, diğer bir kişi ardı ardına 3 notayı doğru sırada basabildiği için hedefine ulaşmış olabilir. Bu tamamen bireysel ve şu an bulunduğu noktayla ilgilidir. Hiçbirinin imkansız gibi düşünülmesi veya küçümsenip aşağılanmasını doğru bulmuyorum. şimdi bu başarı yolunda hangi aşamalar var onlardan bahsedelim.

Başarı, 3 fazda ele alınabilir. Tabiki bunlar kendi içinde alt kategorilere ayrılabilir ama en sade şekliyle bu fazlar şu şekildedir:

Başlamak

Belki de en zor adımdır. Benim de en çok zorlandığım adım olmuştur. Ama bu adımı herkes için bu kadar zor kılan sebep ne olabilir? Buna anlam verene kadar, neden yapmak istediğim işler ve diğer konular için bir türlü adım atmadığımı/atamadığımı uzun bir süre düşünmüştüm.

Psikolojiye ve Sosyolojiye ilgili olduğum için bu sorunun cevabını yine bu türden kitaplarda ve blog yazılarında aradım. Başarı hikayelerinde yada “başarılı olmanın 10 yolu” başlıklı listelerde açık olarak bahsedilmeyen gizli bir adım gibidir. Sanki herkes bu adımı zaten aşmış ve gerisini merak ediyormuş gibi maddeler sıralanır hep.

Aslında cevabı çok basit: Korku. İtiraf etmesi zor ve inkar etmesi kolay ama bu ilk adımı atma problemi maalesef korkuyla ilgili.

Peki nelerden korkuyoruz? Mesela başarısız olma korkusu gibi. Çünkü başarısız olmak yerine, hiç başarı elde etmemeyi tercih ediyoruz. Ya da belirsizlik korkusu olabilir. Gireceğimiz yolda bizi nelerin beklediğini kestiremediğimiz için, o yola hiç girmemeyi tercih ediyoruz. Başka aklıma gelen durum da, rahatını bozma korkusu. Hali hazırda başarılı olduğun yada kendini başarılı, iyi hissettiğin bir iş veya uğraşın var ise, onu bırakıp da başka sulara yelken açmak istemiyoruz.

Bir alt katmana daha inmek istiyorum. Peki bu korkuların asıl kaynağı ne olabilir? Davranışlarımızın bir çoğunun kaynağı korku bazlıdır ama ben kök nedenleri merek ederim her zaman. Bu korkuların kaynağı nedir onu bilmek isterim. Çünkü en temelde buna neyin sebep olduğunu bulabilirsek, daha kalıcı bir çözüm bulabiliriz.

Bu sorunun da yine basit bir cevabı var: Konfor alanı dediğimiz düşünsel yaşam alanımızın sınırlarını çizen egomuz.

Ego farklı kişilerde farklı karakterlerde ortaya çıkabiliyor ama bu başka bir gönderinin konusu olsun. Asıl bizi ilgilendiren konu egonun çalışma mantığıdır. Ego genel olarak vücudun ve zihnin alışık olduğu işler dışında farklı bir işle uğraşmasını istemez. Mevcut durumunu korumaya çalışır.

Varmak istediğim nokta şu: biraz üzerinde düşündüğümüzde anlıyoruz ki, başarısız olma korkusu, belirsizlik korkusu, rahatını bozma korkusu ya da diğer başka bir korku olsun farketmez; hepsi temelde egonun zihni ve bedeni mevcuttaki durumları ile koruyup, konfor alanımızın sabit kalmasını sağlamaya çalışması olarak ortaya çıkıyor.

Ayrıca ego sadece bu ilk basamağı değil diğer basamakları da etkiliyor. Bu yüzden detaylı yer vermek istedim.

Şimdi kök nedenimizi anladığımıza göre, bunu nasıl düzeltmek için neler yapabiliriz. Biraz bundan bahsedelim.

Mutlaka ve mutlaka gerçekçi bir hedefimiz olması gerekiyor. Başarılı bulduğumuz insanların neler yaptığını okumak, gitmek istediğimiz yolu daha iyi anlamamıza yardımcı olur. Böylece belirsizlikle ilgili korkularımızı azaltabiliriz.

Bilmemiz gereken diğer konu ise başarısız olmadan başarılı olamayız. Çünkü bu bir öğrenme sürecidir. Nasıl ki yürümeyi öğrenmeden önce defalarca düştüysek, yeni başladığımız her konu için durum aynıdır. Sıfır başarısızlık yada hiç yara almadan bir hedefe varmanın yolu yoktur. Bunu bu şekliyle kabul eder isek, başarısızlıklarımızın sadece başarı yolundaki küçük dersler olduğunu kavrarız ve başarısız olmaktan korkmayız.

Hepsinden daha önemlisi de ilk adım cesaret gerektirir. Kendi kendimizi bu konuda desteklemeli ve öne atmalıyız. Denize girerken su soğuk diye girmekten vazgeçmeye benziyor bu korku. Herkesin çok iyi bildiği değimdeki gibi: girince alışıyorsun. Ama bekledikçe ikilem artıyor ve vazgeçme ihtimali kuvvetleniyor. O suya hemen atlamak gerekiyor. Gerçekten fiziksel bir tehdit olmadığı sürece adım atmaktan korkmamıza gerek yok. Çünkü ne zaman istersek geri adım atabiliriz. Zaman kaybımız olmaz, aksine deneyimimiz artar.

Sürdürmek

Neredeyse ilk adım kadar zor bir adım. Adım daha çok bir süreç diyebiliriz. Kendim dahil çok kişinin bu süreçte takıldığına şahit oldum. Hatta bazı insanların ilk adımı atabilseler bile bu süreci devam edebileceklerine inanmadıkları için hiç ilk adımı atmaya yeltenmediklerini biliyorum.

Sürdürmek biraz iddialı temel iki beceri gerektirir: kararlılık ve istikrar. Ama bunlar ücretini ödeyip de satın alabileceğiniz kişilik özellikleri değil maalesef. İyi haber ise, yola çıkmak ve devam edebilmek için bu becerileri önceden kazanmış olmamıza da gerek yok. Nedenini birazdan geliyorum ama önce üçüncü bir gereksinimdan bahsedelim. Adı üzerinde; sürdürübilmek için hedefin de sürdürülebilir olması gerekir ya da sürdürülebilir bir forma dönüştürülmesi gerekir.

Şimdi tek tek açıklayalım. Öncelikle kararlılık ve istikrar konusuna değinmek istiyorum. Şimdi kendiniz hakkında düşündüğünüzde, hayatınızda her zaman istikrarsız olduğunuzu ve bir türlü kararlı olamadığınızı düşünebilirsiniz. Ama yanılıyorsunuz. Yürümeyi öğrendik, okumayı-yazmayı öğrendik, bisiklet ve araba sürmeyi öğrendik, yüzmeyi öğrendik, mesleğinizi nasıl icra edeceğinizi öğrendik ve hayatımızda bunlar gibi daha bir çok kararlılık ve istikrar gerektiren konularda başarı elde ettik. Yani aslında bu iki özellik doğduğumuzdan bu yana hepimizde mevcut.

Bugün neden başarılı olmak istediğimiz bir konuda aynısını tekrar edemeyelim? Bizi engelleyen nedir?

Aslında verdiğim örnekler genellikle ya çocukluk dönemimizde edindiğimiz beceriler yada zorunda kaldığımız durumlarda ortaya çıkan başarılar gibi görünüyor. Çocuklukta yeni birşeyler öğrenmeye hevesliydik ve başarısızlıklarımız bizi yıldırmazdı. Aksine hırs yaptırırdı. Yetişkinlikte bu doğal karekter özellikleri zamanla kayboluyor. Hayatımız süresince yaşadığımız zorluklar bizi erken pes etmeye itiyor.

Bir diğer sebep ise ufukta karayı görememe durumu. Mesela kendimizi, merak ettiğimiz için bir tünele girdiğimizi hayal edelim. Tünelde bir süre yürümeye devam ettik. Belli bir yol aldık ama tünelin sonu bir türlü gelmedi. Biraz daha ilerledik ve hala bir çıkışa varmadık. Daha da ne kadar yolumuz var belli değil. Bu durumda artık bildiğimiz yere yani tünelin başlangıç noktasına dönmeyi mantıklı bulmaya başlarız. Muhtemelen de durup geri döneriz. Buradaki problem kendimize tam, net ve erişilebilir bir hedef koymamızdan kaynaklanıyor. Dolayısı ile yürüdüğümüz yolun nereye çıkacağını bilemediğimiz belirsiz bir durum oluşturup geri çekiliyoruz.

O zaman tekrar soruyoruz: şimdi bugün kararlı ve istikrarlı olmak için ne yapmamız gerekiyor?

Yapılması gereken ilk ve en temel davranış kendi kendimize, girdiğimiz bu yolda sonuna kadar ilerleyeceğimize dair söz vermektir. Kendimize verdiğimiz sözü küçümsemeyelim. Hayatımızda verdiğimiz sözü kati şekilde yerine getirmek zorunda olduğumuz kişi kendimiz olmalıyız. Aksi durumu kendine değer vermeme ve kendini hiçe sayma olur ki bu da zamanla kendimize saygımızı yitirmemize, yine kendi kendimiz altında ezilip, küçülüp yok olmamıza sebep olur. Karekerimiz silinip gider. kimin nereye isterse çekip götürdüğü, istediğini yaptırdığı, amaçsızca bomboş yaşayıp gittiğimiz bir hayatımız olur. Biraz karamsar bir tablo çizdim ama bu önemli konuda gerçekçi olmam gerekiyor. Yine kendine saygı konusuyla ilgi başka bir gönderi hazırlamayı düşünüyorum. Dediğim gibi kararlı olabilmek için öncelikle kendimize söz vermeli ve bu yola baş koyduğumuzu taahüt etmeliyiz.

Buna rağmen bu yöntem sizde işe yaramıyorsa başka alternatifler de önerebilirim. Kendiniz dışında başka çok değer verdiğiniz bir yakınımız yada arkadaşımıza aldığınız karardan, hedefinizden bahsederek ona söz verebiliriz. Bu da sözümüzü tutmanıza yeterli gelmiyorsa, daha halka açık bir eylem yapabiliriz. Mesela soyal medya hesaplarımızdan başarı hedefinizi tüm arkadaşlarımızla paylaşarak, sözümüzü tutmaya kendimizi zorunlu bırakabiliriz. Son alternatif yöntem ise başka bir arkadaşımıza yada yakınımıza hedefine ulaşmasında yardımcı olmak. Bu biraz ilginç gelebilir yani kendimiz kararlı olamazken başkasına nasıl yardımcı olabiliriz gibi düşünebiliriz. Ama başka birinin sorumluluğunu almak, aynı konuda sizin de kendinize çeki düzen vermenize sebep olur. Çünkü kendin yapamadığın bir şeyi başkasına yaptıramazsın ve yapmaya mecbur kalırsın. Bu, çocuklarına kitap okuma sevgisi kazandırmak isteyen sorumluluk sahibi ebeveynlerin, önce kendilerine kitap okuma alışkanlığı kazandırmaya çabalamaları örneklerindekine benziyor. Liderliğe soyunduğumuz zaman, her konuda çevremize örnek olmak için normalde hiç yapamayacağımızı düşündüğümüz işleri bile büyük bir özgüven ve ustalıkla yapabiliriz. O yüzden bunun da etkili bir yöntem olduğunu düşünüyorum.

Kararlılıktan bahsettik. İstikrar konusu biraz üçüncü sürdürülebilirlik durumuyla bağlantılı olduğundan, ikiisini birlikte ele almak istiyorum.

Hedefimiz net ve erişilebilir olmalı dedik. Net olması, başarının 3. adımı Bitirmek ile bağlantılı olduğundan ona o kısımda ağırlı vermek istiyorum. Erişilebilir olması durumunu ise şu şekilde açıklayalım. Hedefimize varabilmek için elimizde zaman, adım gibi sayılabilir parametreleri olmalı. Yani hedefe ne zaman yada hangi aşamalardan geçtikten sonra varacağımızı biliyor olmamız gerekir. Aksi durumda ilerleyip ilerlemediğimizi, hedefimize ne zaman varacağımızı bilemeyiz ve motivasyonumuz düşebilir; bu da vazgeçmemize, geri dönmemize sebep olur. Çok uzun sürmesi muhtemel olan hayalimizdeki fit vücuda kavuşmak, bir enstrüman virtiözü olmak, bir alanda dünya şampiyonu olmak gibi hedefleri de küçük parçalara bölerek ilerlememiz gerekir. Yani asıl hedef için günlük, haftalık, aylık küçük hedefler koymamız gerekir. Bu şekilde her küçük hedefimize ulaştığımızda, asıl hedefe bir adım daha yaklaştığımızı hissederiz. Her adımda motivasyonumuz artar ve bu durum kendiliğinden istikrarlılığı doğurur. Adımlarımızı attıkça istikarlı ve önmüzü görerek yolumuza devam edebiliriz.

Bitirme

Başlamak bitirmenin yarısıdır derler ama başlamak en zor adım olduğu için bu şekilde ifade edilmiş olabilir. Yoksa aslında sürecin en kısa adımıdır diyebiliriz.

Hayatında bu adıma kadar gelebilen sayısı diğer basamaklara göre daha azdır diye düşünüyorum. Bu yüzden de önce bitirme adımı nedir ondan bahsedelim.

Bitirme evresinde artık hedefimiz elimizle uzanıp alabileceğimiz kadar bize yakın. Tek bir hamlemiz kaldı: bitiş çizgisini geçip, kupayı kaldırmak. Başladık, kararlı ve istikrarlı bir şekilde yola devam ettik, hedefimiz de hemen karşımızda duruyor. Peki bitirme aşamasında ne gibi problemlerle karşılaşabiliriz? Bu kadar geldikten sonra bitirmek nasıl bir problem olabilir ki? diye düşünebilirsiniz. Hemen bunu biraz açmak istiyorum.

Hedefimize çıplak gözle, net bir şekilde görecek kadar yaklaştığımızda, çoğu zaman zafer sarhoşluğu ile oraya kadar ne zorluklar yaşadığımızı unutup, aslında o kadar da abartılacak bir şey olmadığını düşünmeye başlıyoruz. Çok sıradan ve basit bir şeyin peşine düştüğümüzü zannetmeye ve harcadığımız çabaya değer bir şey olmadığına inanmaya başlıyoruz. Yani hedefi küçümseme ve soğuma söz konusu. Böylece son an da bitiş çizgisini geçmekten vazgeçip yarıştan çekilebiliriz yada daha değerli olduğunu düşündüğümüz başka bir hedefe doğru koşmaya başlayabiliriz.

Tabiki bu aşamada da egomuz devrede ve zihnimizde “ben sana söylemiştim” tadında bir pişmanlık oluşturamaya ve bizi kaçtığımız o konfor alanımıza tekrar kendi isteğimizle geri dönmeye ikna etmeye çalışıyor. Böylece en başta “ne gerek var, biz böyle gayet iyiyiz” diyen iç ses kendini haklı çıkartarak bizi hapishanesine geri alıyor. Yada egomuz karekter değiştiriyor ve mükemmeliyetçilik yanımızı öne çıkarabiliyor. Hiç bir hedefi tam beğenmeyip bizi her yaklaştığımızda daha ileri bir hedefe koşturtarak yine hiçbir sonuç elde edemediğimiz, daimi başarısızlık alanında hapsediyor. Burada amacı tüm enerjimizi tüketerek, ilk defada vazgeçiremiyorsa, vazgeçirinceye kadar uğraşmak olduğunu düşünüyorum.

Buraya kadar bitirme adımının ne olduğundan, hangi problemlerin çıkabildiğinden ve kök sebeplerinin ne olduğundan bahsettim. Şimdi yine zihinlerimizdeki soru şu şekilde: sorunların üstesinden gelmek için ne yapabiliriz?

Yine yeniden cevap çok basit: Hedefi gördük, ister tahmin ettiğimizden basit ve değersiz birşey olduğunu düşünelim, ister kolay veya gereksiz olduğunu ama bitiş çizgisini geçelim. Koşuyu tamamlayalım ve kupayı kaldıralım. Başka yeni bir hedefe koşmadan önce de kesinlikle zaferimizi kutlayalım ve kendimize biraz zaman tanıyalım.

Hedef ne olursa olsun, bu 3 aşamayı tamamlayan bir kişi kendini başarılı sayması gerekir. Başlangıçta da söylediğim gibi, bu çok uzun bir yolun ilk durağı da olabilir, son durağı da olabilir, önemli değil. prensipler her zaman aynı şekilde işler ve işlemeye devam edecek.

Ben kendi adıma özfarkındalığımı artırarak, korkumu bir kenara atıp, cesaretle, kararlılıkla ve istikrarla kendi hedeflerime doğru bir bir koşuyorum. Buraya kadar okuyan herkesin de bu şekilde devam edeceklerine inanıyorum. Karamsarlığı, şüpheyi, endişeyi çıkarın hayatınızdan. Kendinizi gerçekleştirmek için düşünmeden atlayın hayallerinizin peşinden.


Leave a Reply

Your email address will not be published. Required fields are marked *